Geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna Savaşı’nı bitirmeye yönelik yeniden aktif çaba içine girmesi, savaşın sona yaklaştığı beklentisine yol açtı. Ne var ki Avrupa ülkelerinden gelen itirazlar ve Rusya ile Avrupa (özellikle İngiltere) arasındaki zıtlaşma, savaşın tarafları arasında hâlâ derin bir uçurumun olduğunu gösteriyor.
Savaşın başından beri yazdığım üzere, bu savaşın iki farklı boyutu var: Birincisi, bu savaş bir Rusya-Ukrayna savaşı ve bu açıdan baktığımızda, Rusya’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini görüyoruz. Fakat diğer bir açıdan baktığımızdaysa, bu savaşın aynı zamanda bir Rusya-Batı çatışması olduğunu ve Batı’da bazı devletlerin bu savaşı Rusya’yı yıpratmak için bir vesile olarak gördüklerini fark ediyoruz. Artık herkesin bildiği üzere, Türkiye’nin arabuluculuğunda 2022’nin Mart ayında (yani, savaşın çıkmasından kısa bir süre sonra) İstanbul’da Rusya’yla Ukrayna arasındaki müzakerelerde ön anlaşma sağlanmışken ve Rusların fazla ilerlemediği o şartlarda daha rahat bir anlaşma sağlanabilecek iken, dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un araya girmesi sonucunda müzakereler çıkmaza girmiş ve bu, savaşın en az üç buçuk yıl daha sürmesine neden olmuştu. Dolayısıyla, hem Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında nüfuzunu yeniden kurma çabasını görmek gerekiyor, ama hem de, İngiltere ve ABD’nin buralarda kendi nüfuzlarını kurma çabasını. Türkiye açısından baktığımızdaysa, Karadeniz’in ne Rus gölüne dönmesi iyi bir durum olur ne de İngiliz-Amerikan gölüne dönmesi.
“TRUMP YÖNETİMİNİ RUSYA’YA KARŞI TUTUMUNU SERTLEŞTİRMEYE İKNA ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”
ABD’de Trump’ın iktidara gelmesinden sonraysa, ABD’nin Doğu Avrupa politikası değiştiği gibi, Batı dünyasında da derin bir çatlağın belirdiği görüldü: Bir tarafta, Trump’ın başını çektiği ve bu savaşı bir yük olarak görüp gerekirse Ukrayna’nı ağır tavizler vermesi pahasına savaşı sona erdirmek isteyen yönetimler var, diğer taraftaysa, başını İngiltere ve Almanya gibi ülkelerin çektiği ve Rusya’nın biraz daha yıpratılmasını savunan ülkeler. Ancak, ne İngiltere, ne de diğer Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya, ABD’nin sunduğu desteği sunma imkanına ve isteğine sahip değil; daha ziyade, Trump yönetimini Rusya’ya karşı tutumunu sertleştirmeye ikna etmeye çalışıyorlar.
Geçen hafta basına yansıyan ABD planı, Rus yetkililerin de söylediği üzere, Rusya’nın taleplerine daha uygun. Zira, Rusya açısından en kritik konuların başında gelen Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunun bir daha gündeme gelmemesini, Ukrayna’nın askeri ittifaklar dışı, tarafsız bir ülke haline getirilmesini yasal teminat altına almayı öngörüyor. Ukrayna açısından bazı zor şartlar içermekle birlikte, plan, İngiliz basın yayın organları tarafından, bire bin katılarak kamuoyuna aktarıldı (İngiliz basınında ilk anda çıkan maddelerle, ABD basınında sonradan çıkan maddeler arasında, önemli farklılıklar vardı). İngiliz Dışişleri Bakanlığı da, bundan kısa bir süre sonra, “Rusya, savaşa hemen son verebilir. Bunun için, kuvvetlerini Ukrayna’dan çekmesi yeter,” diye bir açıklama yaptı. Evet, Rusya’nın Ukrayna’da yaptığı eylem, toprak işgalidir ve uluslararası hukuka aykırıdır. Ancak, Rusya’nın Ukrayna’da önemli noktaları ele geçirdiği ve buralardan kısa sürede çıkartılmasının artık hiç kimse tarafından gerçekçi görülmediği bu şartlarda böyle bir açıklama yapmak, çözümsüzlüğü istemekten başka bir anlam taşımıyor. Yine İngiliz basınının, ABD planı konusunda “Ukrayna, bu planı kabul ederse savaşı kaybetmiş olur” demesi de açıkça, birilerini dolduruşa getirmeyi amaçlamakta.
BİR KOZ MALZEMESİ OLARAK KULLANIYOR
İngiltere, Fransa ve Almanya, öncelikli olarak ateşin kesilmesini istiyor ve Ukrayna’nın daimi tarafsız ülke haline gelmesine yasal güvence verilmesine karşı çıkıyor. Rusya açısındansa, Ukrayna’nın NATO üyeliğini önlemek, temel önceliklerden biri. Putin yönetimi, eğer bu konuda bir güvence almadan savaşı sona erdirirse, kendi kamuoyunda, savaşı kaybetmiş olarak görülecek. Yine Rusya yönetimi, önce belli konularda anlaşmaya varılmasını, ancak ondan sonra ateşin kesilmesini savunuyor (sahada üstün durumda olduğu için, ateşi kesmeyi, bir koz malzemesi olarak kullanıyor ve bazı konularda anlaşmaya varmadan ateşin kesilmesinin, karşı tarafa toparlanma imkanı vereceğini varsayıyor). Dolayısıyla, tarafların söylemleri biraz değişmiş görünse de, içeriğe baktığımızda, tutumlarının hala zıt olduğunu görüyoruz.
Peki, sahadaki durum nasıl? Bu konuda, genel tablo, Ukrayna açısından hiç iç açıcı değil. Ülke, dördüncü yılını doldurmak üzere olan bir savaşta, her bakımdan yıprandı. Toplumun büyük kısmı, yorgun ve bir an önce savaşın sona ermesini istiyor. Asker kaçaklarının artması, resmi yetkililerin de kabul ettiği bir durum. Rusya, son iki aydır, taarruz hızını arttırdı. Dolayısıyla Ukrayna, daha iyi şartlar uğruna savaşın sürmesini kabul edebilecek durumda değil. Rusya’ysa, birkaç ay sonra, sahada elde edeceği yeni kazanımlarla, müzakere masasına daha güçlü oturacağı beklentisi içinde.
Ukrayna kamuoyunun önemli bir bölümü, anketlere de yansıdığı üzere, savaşın artık mutlaka sona ermesini istiyor. Buna karşılık, savaşın devamını da isteyen önemli bir kesim var.
İşte Zelenskiy yönetimi, dış politikada ABD ve İngiltere arasında, iç politikadaysa, savaştan yorulan kitlelerle, savaşın bu şartlarda sona ermesini istemeyenlerin arasında kalmış durumda.
Bu çerçevede, önümüzdeki birkaç aylık sürede sahada çatışmaların kızışacağı, fakat, ileriki aylarda diplomasinin güç kazanacağını öngörebiliriz.
Deniz Berktay